Rüzgarla Mayın Temizliği

Massoud Hassani isminde genç bir tasarımcı, anti personel mayınlarını etkisiz hale getirmek için yaratıcı bir fikir geliştirdi. Bu fikir sayesinde mayın temizleme gibi riskli bir işi insana ihtiyaç duymadan çevreci ve ucuz bir şekilde gerçekleştirmek mümkün olabilecek.

mine kafon 3

Mayınlar insanoğlunun kendi kendine yaptığı en büyük kötülüklerden biri. Tüm dünyada toprağın altında, nerede olduğu belli olmayan ve sinsice avını bekleyen 110 milyon aktif mayın var. Bu mayınlar yerleştirildikten 50 yıl sonra bile patlayabiliyorlar. Bu kadar uzun zaman dayanan mayınlar, savaşlar bittikten yıllar sonra bile insanlara zarar vermeye devam ediyor.

Tanesi 3$ ile 30$ arasında değişen mayınları, toprak altından güvenli bir şekilde çıkarmak ise oldukça pahalı. Bu bedel yaklaşık 300$ ile 1.000$ arasında değişiyor. Üstelik bu işlem esnasında kazalar meydana gelebiliyor. Çıkartılmayan mayınların insanlara verdiği zarar ise çok daha büyük oluyor. Her ay çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 2.000 insan mayınlar yüzünden yaşamını kaybediyor. Mayın nedeniyle oluşan yaralanmalar, diğer savaş yaralanmalarına benzemiyor. Bu türden yaralanmalarda, yaralılar 2 ile 6 kat daha fazla kan nakline ihtiyaç duyuyorlar. Şu anda yeni mayın yerleştirmeyi durdursak bile aktif mayınların hepsini temizlemek 33 milyar dolar ve 1.100 yıl gerekiyor.

 

mine kafon 2

Massoud Hassani prototiplerden birinin üretimini gerçekleştirirken

Tasarımcı Massoud Hassani ise mayın temizleme işini daha kolay yapabilecek bir yöntem arayışında. Massoud, yaklaşık bir milyon insanın mayın bulunan bölgelere sadece 500 metre mesafede yaşadığı Afganistan’da doğmuş. Massoud daha beş yaşında iken ailesi, Afganistan’ın tehlikeli olduğunu düşünerek memleketlerini terk etmiş. Massoud ve ailesi dört yıllık yolculuk sonunda mülteci olarak Hollanda’ya yerleşmişler. Massoud burada tasarım eğitimi almış. Üniversite de bitirme projesi olarak Afganistan’da büyük bir problem olan mayınları ucuz ve zararsız bir şekilde temizleyecek bir proje geliştirmiş. Tasarımcı çocukken Afganistan’da yaptığı rüzgar ile hareket eden oyuncaklardan esinlenmiş ve rüzgar sayesinde yer değiştirerek mayın temizleyen Mine Kafon’u yaratmış.

mine kafon 4

Açık araziye bırakılan Mine Kafon rüzgarla hareket etmeye başlıyor.

Hala test aşamasında olan bu basit top görünümlü nesne, teoride rüzgar ile hareket edebilecek kadar hafif. Öte yandan mayınları patlamasına neden olacak kadar da ağır. Mine Kafon’nun çöl benzeri mayın döşenmiş açık arazilere bırakıldığında, üzerinden geçtiği mayınları patlatarak etkisiz hale getirmesi amaçlanıyor. Elbette patlama esnasında bir veya iki bacağını kayıp ediyor. Fakat bu kayıp onun bir kaç tane daha mayını etkisiz hale getirmesini engellemiyor. Mine Kafon’nun geçtiği rota içerisindeki GPS yardımı ile belirlenebiliyor. Bambu ve doğada çözülebilen plastikten üretilen Mine Kafon’nun malzemeleri yaklaşık olarak 50$ tutuyor. Bu standart mayın temizleme işlemlerinden çok daha ucuz.

Proje prototip aşamasında bir çok tasarım haftasında sergilenmiş ve hakkında yapılan film ödül kazanmış. Şimdi tasarımcı projesini hayata geçirmek için Kickstarter sitesi üzerinden destek arıyor. Elde edilen para prototip yapımından, ürünün mühendislik detaylarının çözülmesine kadar bir çok aşamada kullanılacak. Bağışta bulunanlar araziye bırakılan ve rüzgar ile hareket eden Mine Kafon rotalarını internet üzerinden GPS sayesinde takip edebilecekler.

mine kafon 1

Doğal kaynakları kullanan ve basit bir fikre dayanan bu proje başarıya ulaşamasa bile bir çok yaratıcı beyine ilham kaynağı oldu bile. Umarız bu proje tahmin edilenden çok daha başarılı bir şekilde hayata geçer ve mayınların baş düşmanı olur.

Daha fazla bilgi için  http://minekafon.blogspot.com

Mine Kafon | Callum Cooper from Focus Forward Films on Vimeo.

Tekirdağ Rakısının Sırrı

-Tekirdağ Rakısının sırrını bilir misiniz?
Birden hocanın sorusunu duyunca herkes şaşırdı.
Üniversitede üretim yönetimi dersindeydik. Konu 6 Sigma. Dersin ortasındayız ve hepimizin içi bayılmış.
Ama rakı lafını duyunca bir anda uyandık ve herkes rakı hakkında bilgisini konuşturmaya başladı.
Biri “Yaş üzüm” diye atıldı. Kimi “Tekirdağ’ın havasından” dedi. Öteki “artezyen suyundan” dedi.
Bense “Tekirdağ Rakısı” nedir bilmediğim için ağzımı bile açmadım.
En sonunda hoca herkesi susturup anlatmaya başladı:

‘Tekirdağ rakı fabrikasına zamanında yeni bir müdür atanmış. Müdür daha fabrikaya gelmeden, ne kadar suratsız bir adam olduğuna dair söylentiler ulaşmış. Herkes yeni müdürün ne kadar geçimsiz, ne kadar sinirli bir adam olduğunu konuşur olmuş.
Müdür gelince ilk iş, tüm yönetim takımını toplanmış fabrikayı gezmeye başlamış. Müdür gezerken tek bir laf bile etmemiş. Ama asık olan suratı asıldıkça asılmış. Böylece söylentilerin doğru olduğu anlaşılmış.
Gezinin sonunda yeni yetme bir mühendis:
-Beğendiniz mi efendim? diye sorma gafletinde bulunmuş.
Müdür önce sert bir bakış atıp
-Ben bu fabrikanın nesini beğeneyim? diye kükremiş.
Mühendis iki büklüm olmuş, sorduğuna soracağına pişman, sinmiş bir köşeye. Müdür buna daha da sinirlenmiş. Yanında artık varil mi, paket mi ne varsa tekme atıp devirmiş. Herkes korkmuş şaşırmış, kimseden ses çıkmamış.
Neyse ki müdür yardımcıları aklı selim adamlarmış. Ertesi gün kendi aralarında toplanıp “Fabrikayı nasıl düzeltiriz” diye plan yapmaya başlamışlar. Gördükleri her eksiği tamamlamışlar. Birkaç ay içerisinde fabrika iki katı verimle şekilde çalışır hale getirmişler. Sonunda müdürün yanına çıkıp “Gelin fabrikayı bir daha gezelim” demişler. Bu sefer tüm birimler çok düzgün çalışıyor, hiç bir yerde sorun yok. Herkes pür dikkat görev başında.

Ama yeni müdür rahat durmamış. Paketleme yapılan alana gelince durmuş. Paketlerden birini açıp, içinden bir rakı şişesi çıkarmış. Kapağını açıp koklamış, koklayınca yüzünü ekşitip, rakıyı yere dökmeye başlamış.
Tüm amirler, usta başları, işçiler şok.
-Efendim neyi beğenmediniz? diye soracak olmuşlar.
-Bu rakının beğenilecek nesi var? diye kükremiş müdür.
Herkes sus pus.

Ertesi gün yine tüm fabrika panik. Müdür yardımcıları yine toplanmış, çağırmışlar usta başlarını sormuşlar “Rakıyı nasıl iyileştiririz?” diye.
Biri demiş “Şebeke suyu kullanmayalım. Kloru fazla.”
Öbürü demiş “Anasonu çok keskin.”
Bir başkası demiş “Yaş üzüm kullanalım.”
Aylar boyu uğraşıp rakıyı yenilemişler. Yine müdürü alıp tekrar fabrikayı gezdirip yaptıkları yeniliklerden bahsetmişler. Paketleme yapılan yere gelince durup, bir rakı açıp ikram etmişler. Müdür durmuş. Önce şişeyi alıp evirip çevirmiş. Sonra sunulan bardağı alıp biraz içmiş. Tabi o içerken herkes pür dikkat bakıyor, ne diyeceğini merak ediyormuş. Sonunda yine yapacağını yapmış “Bu rakının nesi güzel?” diye bağırıp, elindeki şişeyi yere boşaltmaya başlamış.

Birden yaşlı bir usta başı dayanamayıp “Döktürmem ben sana rakımı” diye atlamış.
Müdürün elinden kapmış şişeyi.
Herkes şaşkın bakarken “Ne demek nesi güzel. Sen rakıdan anlamıyor musun?” diye bağırmış.
Etraftakiler bir yandan “Ne yapsak yaranamıyoruz” diye ustabaşına hak veriyorlar, öte yandan müdür kızacak diye korkuyorlarmış.
Müdür ustabaşına bakmış. Herkes bağırıp çağırmasını beklerken o sakin sakin
“Ben rakıdan anlamam.” demiş.
“Ben insandan anlarım. Yaptığınız işi o kadar kötüledim, şimdiye kadar içinizden biri çıkıp sahiplenmedi. Demek ki aslında kimse ortaya çıkan işi savunacak kadar beğenmiyordu. Ama şimdi bu şişeyi çocuğunmuş gibi sahiplendin.” demiş.’

Hoca hikayeyi anlatmayı bitirip durdu. Sonrada şöyle bir öğüt verdi.
Bir gün bir fabrikanın başına geçecek olursanız, ürettiğiniz cansız nesneyi değil, onu üreten insanı yönetin.

Siz şişenin içindekinden hiç anlamayabilirsiniz. Merak etmeyin onu üreten onu nasıl mükemmel yapacağını bilir.

İşte Tekirdağ Rakısının sırrı o şişeyi sahiplenip, içindekini efsane haline getirmesini bilenlerdedir.

———————————————————————-
Hikayenin gerçek olup olmadığını merak ettiğim için dersten çıkınca dayanamayıp hocaya sordum. Cevabı ilginçti:
‘Yıllar önce bir bir toplantıda dinledim bunları. Ama anlatan mühendisin “Siz siz olun. Olur olmadık sorular sormayın. Ben 35 yıldır kimseye “Beğendiniz mi?” diye sormuyorum” dediğini hatırlıyorum. Gerisini sen düşün.’

Yeni Mezunlara Öğütler

97 mezunu.
Güneş kremi kullan.
Eğer gelecek için size tek bir öğüt verecek olsaydım, bu güneş kremi olurdu.
Güneş kreminin uzun vadeli faydaları bilim adamları tarafından kanıtlanmıştır.

Ancak vereceğim diğer öğütlerin kaynağı kendi dolambaçlı hayat deneyimlerimden başka bir şey değildir.
Bu öğütleri şimdi sunacağım.

Gençliğinin verdiği gücün ve güzelliğin keyfini sür.
Aman boşver. Gençliğin gücünü ve güzelliğini kaybedene kadar farketmen mümkün değil.
Güven bana. 20 yıl sonra şimdiki fotoğraflarına bakıp ne kadar çok potansiyelin olduğunu ve ne kadar muhteşem gözüktüğünü düşüneceksin.

Zannettiğin kadar şişman DEĞİLSİN.

 

Gelecek için endişe etme, ya da et,
Ama şunu bil: sakız çiğnemek bir cebir denklemini çözmene ne kadar yardımcı olursa,
endişe etmenin de yararı o kadar olacaktır.
Yaşamında ki gerçek dertler endişeli zihninin hayal bile edemeyeceği türden olur ve seni aylak bir salı akşamüstü saat 4’de buluverir.

 

Hergün seni korkutan bir şey yap.

Şarkı söyle,
 

Başka insanların duygularına karşı düşüncesiz davranma,
Senin duygularına düşüncesiz davrananlarla katlanma.


Dişlerine özen göster.

 

Kıskançlıkla zaman kaybetme – bazen öndesindir, bazen arkada kalırsın.
Yarış uzun ve sona vardığında sadece kendinle yarıştığını farkedersin.

Sana yapılan övgüleri unutma, hakaretleri hatırlama,
Eğer bunu başarırsan, nasıl yaptığını bana da söyle,
Eski aşk mektuplarını sakla, banka ekstrelerini at.

Gerin.

Hayatınla ilgili ne yapman gerektiğini bilmediğin için, kendini suçlama
Tanıdığım en ilginç insanlar 22 yaşında iken hayatlarında ne yapacaklarını bilmiyorlardı,
Bazı 40 yaşındakiler hala bilmiyor.

 

Bolca kalsiyum al.

Dizlerine karşı nazik ol, gittiklerinde onları özleyeceksin.

Belki bir gün evlenirsin, belki de evlenmezsin,

Belki çocukların olur, belki de olmaz,

Belki 40 yaşında boşanırsın,
Belki de 75. evlilik yıldönümünde göbek atıyor olursun.

Ne yaparsan yap,
Kendini çok tebrik etme ya da çok azarlama
Seçimlerin aynı zamanda yarı yarıya şansındır,
Diğer bütün insanlar gibi.
Vücüdunu keyfini sür.
Onu kullanabildiğin her şekilde kullan.
Ondan korkma, ya da başka insanların onun için ne düşündüğünü önemseme,
Vücudun sahip olabileceğin en iyi enstrümandır.

Dans et, kendi oturma odan dışında dans edecek hiç bir yerin olmasa bile, dans et.

Takip etmesen bile, Talimatları oku.

Güzellik dergilerini okuma, onlar sadece kendini daha çirkin hissetmene neden olur.

 

Anne ve babanı tanı, hayatından ne zaman çıkacaklarını bilemezsin.

Kardeşlerine iyi davran. onlar geçmişinle en iyi bağlantın ve
büyük ihtimalle geleceğinde de yanında olacak insanlardır.


Arkadaşların gelip geçici olduğunu anla, sadece değerli bir kaç tanesine iyice tutun.
Uzaklıkların ve yaşam stillerinin onlarla aranı açmasına izin verme,
çünkü ne kadar yaşlanırsan, seni gençliğinde tanıyanlara o kadar çok ihtiyaç duyarsın.
 

Bir süre İstanbul da yaşa ama seni kabalaştırmadan ayrıl.

Madien's tower and Istanbul's silhuette 1 by istanbul_love

Bir süre Akdeniz kıyılarında  yaşa  ama seni yumuşatmadan ayrıl.

Antalya Yat Limanı by canmom ( very busy )

Seyahat et.
 

Bazı kaçınılmaz gerçekleri kabullen: fiyatlar yükselecek, politikacılar aldatacak.
sen de yaşlanacaksın ve yaşlandığın zaman,
gençliğinde fiyatların makul, politikacıların güvenilir ve çocukların büyüklerini saygılı olduğunu hayal edeceksin .

Senden yaşlı olanlara saygı göster
 

Kimsenin seni destekleyemesini bekleme
Belki iyi bir mirasa konmuşsundur,
Belki zengin bir eşin vardır
Ama bunların ne zaman tükeneceğini bilemezsin.

Saçınla çok oynama, yoksa 40 yaşına geldiğinde 85 yaşındaki birine aitmiş gibi gözükür.

Kimin öğüdünü dinlediğine dikkat et, ama öğüt verenler konusunda sabırlı ol.
Öğüt vermek bir tür nostaljinin bir türüdür.
Geçmişi çöplükten çıkarıp, temizleyip, çirkin kısımlarını boyayıp sanki daha değerliymiş gibi göstermektir.

 

Ama güneş kremi konusunda bana güven.


—————————————————————————————————————————

Bu yazı Mary Schmich’in 1 Haziran 1997 tarihinde  The Chicago Tribune gazetesindeki köşesinde yayınlanmış.
Kendisinin yapmadığı bir mezuniyet konuşması.

Yazı yayınlandıktan sonra 1997’de MIT mezuniyet töreninde Kurt Vonnegut tarafından yapılan konuşma olduğu söylenerek e posta zinciri yoluyla internet üzerinde yayılmış.

Yazar Mary Schmich yazıyı “Wear Sunscreen: A Primer for Real Life” adlı kitaba dönüştürmüş.

Buz Luhrman (hani şu “William Shakespeare’s Romeo and Juliet“, “Strictly Ballroom” ve “Australia“filmlerinin yönetmeni) yazıdan bir şarkı yapmış:   “Everybody’s Free (to wear sunscreen)

Zagreb Üniversitesi şarkıyı her mezuniyet töreninde çalmaya başlamış.

Yazı deviantart sitesinde yukarıdaki fotoğraflar ile birlikte yayınlamış.

Daha öncede türkçeye çevrilmiş.

Öğüdü dinleyip dinlememek size kalmış.